İnsan, çoğu zaman kendini sandığından daha basit ama bir o kadar da derin bir varlık. Günün telaşı içinde bunu unutmak kolay. Bir yerlere yetişmeye çalışırken, bir şeyleri eksik bıraktığımız hissi de peşimizi bırakmıyor. Belki de bu yüzden, kalabalıkların içinde bile zaman zaman kendimizi yalnız hissediyoruz.
Oysa mesele çok uzaklarda değil. İnsan, en çok kendinden uzaklaştığında yoruluyor.
Bugün yaşadığımız birçok sorunun kaynağı da biraz burada yatıyor gibi. Birbirimizi dinlemeyi azalttık, anlamayı ise daha da az deniyoruz. Hızlıyız, ama derin değiliz. Çok şey biliyoruz, ama neyin gerçekten önemli olduğunu bazen kaçırıyoruz.
Birlikte yaşamak dediğimiz şey de aslında büyük sözlerden ibaret değil. Aynı fikirde olmak zorunda değiliz. Hatta çoğu zaman olmayacağız da. Ama buna rağmen bir arada kalabilmek, asıl mesele bu. Farklılıklarla kavga etmek yerine onlarla yaşamayı öğrenmek… Belki de “biz olmak” dediğimiz şey tam olarak bu.
İnsanı ayakta tutan bazı şeyler var. Bunları kaybettiğimizde, fark etmesek bile içten içe zayıflıyoruz.
Birincisi, hayata bir anlam verebilmek. Herkes bunu farklı şekilde bulur. Kimi inancında, kimi vicdanında, kimi de yaptığı işte. Ama o anlam duygusu kaybolduğunda, geriye sadece bir koşturmaca kalıyor.
İkincisi, insaniyet. Çok basit gibi görünür ama en hızlı kaybedilen şeylerden biri. Birine nasıl davrandığımız, aslında kim olduğumuzu gösterir. Güçlü olmak değil, adil ve merhametli kalabilmek zor olan.
Üçüncüsü ise geçmişle kurduğumuz bağ. Her şeyi reddederek ilerlemek mümkün değil. Ama sadece geçmişte yaşayarak da bir yere varamayız. Belki yapılması gereken, oradan geleni alıp bugünün aklıyla yeniden düşünmek.
Bugün bizi zorlayan şeylere baktığımızda da tablo çok farklı değil. Geçim derdi birçok insanın ufkunu daraltıyor. Bilgiye ulaşmak kolaylaştı ama doğruyu yanlıştan ayırmak zorlaştı. Ve en önemlisi, insanlar arasındaki mesafe büyüyor. Aynı yerde yaşayıp birbirine bu kadar uzak olmak, belki de en büyük problem.
Bütün bunların çözümü de aslında çok karmaşık değil ama kolay da değil.
Biraz daha öğrenmek gerekiyor, ama gerçekten öğrenmek.
Biraz daha yan yana durmak gerekiyor, ama samimiyetle.
Ve biraz da kendi ayaklarımızın üzerinde durmayı hatırlamak…
Çünkü insan, başkasının gölgesinde uzun süre yaşayamaz.
Belki de en temel gerçek şu: Dışarıda gördüğümüz dünya, içimizde taşıdığımızın bir yansıması. İçimiz ne kadar dağınıksa, dışarısı da o kadar karmaşık geliyor. Ama insan kendini toparlamaya başladığında, çevresini de farklı görmeye başlıyor.
Büyük değişimler bazen çok küçük yerlerden başlar. Birini gerçekten dinlemekle, bir önyargıyı bırakmakla, bir adım geri çekilip düşünmekle…
Ve belki de en önemlisi, yeniden hatırlamakla:
Tek başımıza değiliz. Hiçbir zaman da olmadık.